Eko-Anksiyete Nedir?

Eko-anksiyete, psikoloji literatürüne son yıllarda giren bir kavram. Yeşil depresyon ve sostalji olarak da adlandırılan bu kavram; en genel tanımıyla, iklim değişikliğinin insanlarda yarattığı kaygı bozukluğuna deniyor. Bu kaygı bozukluğu, sürekli endişe hali ve umutsuzluk belirtileriyle gündelik yaşamı oldukça fazla etkiliyor. Özellikle gelecek kaygısı olan genç kuşakta ‘’yeşil depresyon’’ daha yaygın. Gençler, bu konuda kendilerini sorumlu hissediyor.

İklim krizinin kısa ve uzun vadede sebep oldukları düşünüldüğünde insan psikolojisine etki etmesi hiç de beklenmedik değil. İnsanlar memleketlerinin her an yok olabileceği düşüncesiyle, yakınlarını kaybetme endişesiyle başa çıkmaya çalışıyor.



Eko-Anksiyete Belirtileri Nelerdir?

  • özellikle iklim değişikliğini kabul etmeyen insanlara veya eski nesillere karşı öfke veya hayal kırıklığı

  • kaderci düşünce

  • varoluşsal korku

  • kendi karbon ayak iziyle ilgili suçluluk

  • iklim değişikliğinin etkilerini yaşadıktan sonra travma sonrası stres

  • depresyon, endişe veya panik duyguları

  • doğal ortamların veya vahşi yaşam popülasyonlarının kaybıyla ilgili keder ve üzüntü

  • iklim hakkında takıntılı düşünceler

Bu duygular, aşağıdakiler gibi ikincil sorunlara katkıda bulunabilir:

  • uyku sorunları

  • iştah değişiklikleri

  • konsantrasyon zorluğu


Peki Eko-Anksiyeteyi Nasıl Aşabiliriz?

İklim krizinin gerekli aksiyonlar alınmadığı takdirde gezegenimizin sonunu getireceği bilinen bir gerçek. Geldiğimiz noktada hem fiziksel hem psikolojik etkilerini bizzat yaşayarak deneyimliyoruz. Peki bu negatif etkileri tersine çevirmenin bir yolu var mıdır? Felaket senaryolarından sıyrılıp endişelerimizi doğru amaca yöneltmek mümkün müdür?


Kabullen

Doğanın yok oluşunu görmezden gelmek mümkün değil. Tam aksine daha fazla görmeli, daha fazla farkında olmalıyız. Eko-anksiyetenin üstesinden gelmenin ilk aşaması kabullenmek.


Kabullenme aşaması kolay değil. Özellikle büyük endüstrilerin fütursuzca kaynakları tüketmeye devam ettiği, verilen zararın devletler tarafından görmezden gelindiği bir dünyada yaşayan bizler için hiç kolay değil. Ancak kaygılarımızın üstesinden gelmek istiyorsak bireysel farkındalığımızı oluşturmak zorundayız.


Eyleme Geç

Kabullenme aşamasından sonra, kaygıyı eyleme dönüştürmek geliyor. Bunu nasıl yapabiliriz? İklim krizi için gönüllü çalışmalar yapan, sürdürülebilir kalkınma amaçlarını hayatlarının bir parçası haline getirmiş insanlarla ve kuruluşlarla iletişime geçebiliriz. Bu kuruluşlar yaşadığımız yerde bulunmak zorunda değil. Küresel ölçekte çalışmalar yapan pek çok kuruluş erişilebilirlik açısından bütün mecralarda var olmaya çalışıyorlar. İnternette yapacağımız kısa bir araştırmayla bu kuruluşlara dahil olabilir ve çevreci aktivistlerden ilham alabiliriz. Kurduğumuz bu iletişim, bize yalnız olmadığımızı gösterecektir. İklim krizi konusunda bireysel farkındalık oluşturma ve sosyal etki yaratma süreci, sahip olduğumuz eko-anksiyeteyi önemli ölçüde azaltacaktır.


İlham Ol

Bireysel farkındalığımızı oluşturduk, benzer kaygıları yaşayan insanlarla bir araya geldik. Bu süreçte kaygılarımızı bir nebze de olsa geride bıraktık. Şimdi sırada kendi çevremize ilham olmak var. Günlük hayatımızda yaptığımız ufak değişiklikleri, attığımız adımları çevremizle paylaşarak onlara ilham olabilir ve büyük değişimin bir parçası olabiliriz. Gezegenimizin geldiği noktada, her birimiz çevre aktivisti olmak zorundayız. Dünyayı sahiplenmek, kendi adımımızı atmak ve devamında başkalarını da adım atmaya teşvik etmek eko-anksiyeteyi aşmamıza yardımcı olacaktır.

Umutsuzluğa kapıldığımız anlar olması çok muhtemel. Güç sahiplerinin benzer aksiyonları almıyor oluşu, attığımız adımların etkisiz olduğunu düşündürebilir. Bu endişelerin bir kısır döngüye dönüşmemesi de çok önemli. Ne olursa olsun iyiye odaklanmak, iyiyi çoğaltmak ve iyiye tutunmak zorundayız.


Kaynakça:

https://www.healthline.com/health/eco-anxiety#symptoms


16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

COP27